Bir Sabah Uyanmışsın, Çatalhöyük’tesin
Bir Sabah Uyanmışsın, Çatalhöyük’tesin
Tek oda, kerpiçten yapılmış bir evin içindesin. Bu evin penceresi yok. Yan tarafta yalnızca küçük bir depolama alanına açılan bir kapı bulunuyor. Kamışlardan yapılmış çatının ortasında, insan geçebilecek kadar boyutta bir açıklık var. Bu açıklığa, el yapımı ahşap bir merdiven yerleştirilmiş. Çatıdaki boşluktan süzülen ışık, etrafındaki duvarları aydınlatıyor. Duvarlara yapılmış çizimleri fark ediyorsun. Yattığın yerden kalkıp bu çizimlerin detaylarını seçmeye çalışırken belin biraz ağrıyor. Çatalhöyük, alışık olduğun gibi yumuşak yataklara sahip değil. Yerden yükseltilmiş bir platform üzerinde uyandığını fark ediyorsun.

Ayağa kalkıp duvarlara yaklaştığında resimleri daha net görüyorsun. Açık renk zemin üzerine sarı, siyah ve kırmızı tonlarda yapılmış çizimler… Av sahneleri, eller, çeşitli motifler. Bu imgeler sana günümüzde kullanılan kilim motiflerini hatırlatıyor. Evin bazı bölümlerinde kil ile kaplanmış boğa başları dikkatini çekiyor. “Neredeyim?” diye düşünürken, dumanı tüten ocağın yanındaki ahşap merdivene ve yukarı açılan boşluğa takılıyor gözün. Merdiveni tırmanıp dışarı çıktığında ise şaşkınlığın artıyor.

Uyandığın eve bitişik çok sayıda başka evler de var. Burada cadde ya da sokak yok. İnsanlar birbirlerine çatıların üzerindeki açıklıklardan ulaşıyor. Günlük yaşam, evlerin damlarında akıyor. Çatalhöyük’te dolaşırken herkesin farklı bir işle meşgul olduğunu fark ediyorsun. Bir grup insan evlerin çevresindeki tarım alanlarında hasat yapıyor. Bazıları avdan yeni dönmüş; obsidyen taşlarıyla avlarını yemek için hazırlıyorlar. Kimi ocakta yemeğini pişiriyor, kimi ise diğerlerinden farklı yapısıyla tapınak olduğunu düşündüğün alanlarda sessizce ibadet ediyor. Bir kalabalık dikkatini çekiyor. Yaklaştığında, bir ev sahibinin kaybettiği yakınını cenin pozisyonunda evinin içine gömdüğünü görüyorsun. Tıpkı sabah uyandığın gibi bir platformun altına… Platform üzerindeki izler, buranın daha önce de açıldığını gösteriyor. Çatalhöyük halkı, inançları gereği ölülerini evlerinin içine gömüyor.

Bu gelenek sana oldukça farklı geliyor. Senin yaşadığın dönemde insanlar kaybettikleri yakınlarını ayrı mezarlıklara defnediyor, zaman zaman ziyaret ediyor. Oysa Çatalhöyük’te ölüler, yaşayanların hemen yanı başında… Damların üzerinde dolaşmaya devam ederken bu yerleşimin seni adeta büyülediğini fark ediyorsun. İlk yerleşim izleri M.Ö. 7000’li yıllara uzanan Çatalhöyük, doğu ve batı olmak üzere iki ayrı alanda kurulmuş. Duvarlardan birinde çizili kuşbakışı planda bunu net bir şekilde görüyorsun. Doğu Höyük daha eski; zamanla terk edilmiş. Batı Höyük ise daha geç bir dönemde inşa edilmiş. Yapıların planları neredeyse birbirinin aynısı. Bu durum, yerleşimde belirgin bir hiyerarşi olmadığını düşündürüyor. Herkes birbirine eşit. Bu farkındalık seni şaşırtıyor.

M.Ö. 7000’li yılların havasını içine çekip gözlerini kapatıyorsun. Gözlerini açtığında ise günümüzdesin. Çok katlı bir binanın herhangi bir katında, caddeye bakan bol pencereli bir evdesin. Aşağıda uzun binalar, yoğun trafik ve hiç durmayan bir hareket var. Hiyerarşi bu dönemde her yerde. İnsanlar ölülerini kendilerinden uzak alanlara gömüyor. Dahası, yaşayanların da birbirlerine yakın olmak istedikleri söylenemez.
Bir sonraki yolculuğumuz Göbeklitepe’ye olacak. Gözlerini kapat ve yeni bir tarih yolculuğuna hazır ol. Bu sefer M.Ö. 10.000 yılında gözlerini açacaksın.
🔹 Editoryal Not
• Bu yazı, Pinatolia’da mimarlık bilgisini kurgusal bir anlatı aracılığıyla aktaran bir serinin parçasıdır.
🔹 Kaynaklar
• Çatalhöyük Research Project (UNESCO World Heritage Site).
• http://www.catalhoyuk.com/tr
🔹 Görsel Kaynaklar
• http://www.catalhoyuk.com/tr
• https://muze.gov.tr/muze-detay?SectionId=KCO01&DistId=MRK
🔹 Telif Notu
• Bu yazının içeriği yazara aittir. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz veya ticari amaçla kullanılamaz.